HATIRLA SEVGİLİ-- MUTLAKA OKUYUN
| |||||||||||||||||||||||
« Önceki |
| |||||||||||||||||||||||
“Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz... Her Mülkiyeli için çok şey ifade eder bu sözler. Mülkiye’ye giren her öğrencinin öğrendiği ilk şey, okullarının tarihteki belirleyici yeridir çünkü. Siyasi hayatımıza damgasını vuran isimleri yetiştiren Mülkiye'nin renkli tarihini belki de en güzel, Türk solunun ünlü isimlerinden Mahir Çayan ile emniyet müdür iken sol örgütlere karşı operasyonları ile yıldızı parlayan Mehmet Ağar'ın yaptığı minyatür kale maçlar simgeliyor. |
Nasrallah: Deniz Gezmiş kalbimizdeDevrimci hareketin önemli isimlerinden Deniz Gezmiş'e övgüler yağdıran Hizbullah lideri Nasrallah, "Zalimlere karşı saflarımız yeni Deniz'lere her zaman açıktır" dedi. |
Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, Türkiye'deki devrimci hareketin önemli isimlerinden Deniz Gezmiş'e hayran olduğu ortaya çıktı. Nasrallah, Evrensel gazetesinde yayımlanan röportajında Gezmiş'e olan hayranlığını, "1960'larda İsrail'e karşı savaşmak için Filistin'e giden Türkiyeli sosyalist kardeşlerimiz vardı. Bunlardan biri halen benim belleğimde ve kalbimdedir, Deniz Gezmiş" sözleriyle dile getirdi. İsrail'in, bir ay önce başlattığı Lübnan operasyonunun sebebi olarak gösterdiği Hizbullah lideri Nasrallah, röportajında, 1968'de Dolmabahçe'de 6. Filo'ya karşı düzenlenen eylemlerde ön sıralarda yer alan ve Türkiye'deki devrimci hareketin önemli isimlerinden olan Gezmiş'e övgüler yağdırdı. Nasrallah, "Artık yeni Deniz'ler istiyoruz. Zalimlere karşı saflarımız her zaman açıktır yeni Denizler'e. Deniz, Filistin ve Lübnan halkının kalbinde her zaman yaşayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ne yazık ki, Deniz'lerin bıraktığı ortak düşmana karşı savaşım ile kardeşlik artık yok. Emperyalizme karşı savaşımızda, devrimciler de sorumluluk almalı ve Filistin ile Lübnan halkımızın kalbinde yeniden Deniz'leşmeliler" dedi. Sosyalist hareketin kendilerine büyük moral sağladığını anlatan Nasrallah, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'e de övgüler yağdırarak, "Birçok Müslüman devletin yapamadığını Chavez yaptı ve İsrail Büyükelçisi'ni çekti. Ayrıca direnişimize desteklerini iletti ve bu bizim için büyük moral kaynağı oldu" diye konuştu. Türk hükümetinden İsrail'e tepki mesajları geldiğini ancak bunların sadece sözde kaldığını ifade eden Nasrallah, şunları kaydetti: "Topraklarımıza atılan bombalar Türkiye üzerinden geliyor. Biz Türkiye'den somut tepkiler bekliyoruz. Türkiye hükümeti halen taşeron çetenin en büyük müttefiki durumunda." Suudi Arabistan'da haklarında çıkarılan fetvalara da tepki gösteren Nasrallah, bunların ABD'nin çıkarları için hazırlandığını ve siyasi amaçlı olduğunu savundu. İsrail'in erkek, kadın ve çocuk demeden masum insanları öldürdüğünü söyleyen Nasrallah, "Temkinli davranıyoruz ve sivillere kesinlikle füze atmıyoruz. Önceden belirlediğimiz yerlere kontrollü olarak füze atıyoruz" şeklinde konuştu. "İsrailli Arapları bilinçli olarak sınıra sürüyorlar. Onlar bize hedef gösteriyorlar" diyen Nasrallah, şöyle devam etti: İsrail, bizi ölümle yıldıramayacağını bildiği için altyapılarımızı yollarımızı, köprülerimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı yok etmeye çalışıyor. Vatanımızın özgürlüğü dışında hiçbir çözümü kabul etmeyeceğiz." |
Anadolu ciplak
Yalinayak
Karni ac
Istedigi
Bir lokma ekmek
Bilmez tatli yemek
Girer patronun cebine emek
Bir yanda
Kadehler yan yana
Sampanyalar patlar
Yalinayak çocuklar
Yok bir lokma ekmek
Karnini doyurmak gerek
Suclari fakir olmak
Aglamak istiyorum
Aglamak
ULAS BARDAKÇI
0 "solcu" için milad 1994 yerel seçimleridir. Tarihin ivmesini geriye çevirmek isteyenlere karşı inisiyatif onlara geçmiştir. Öteki solcu "Fatsa Gerçeği" kitabının binlerce nüshasını parti teşkilatlarına dağıtan ve "böyle yapmalıyız" diye kopyalayan, mahallelerde bile "halk komiteleri" kuran, siyasal İslam'ın yükselişini ibretle tesbit etmekte ve 12 Eylül faşizminin bir sonucu olarak görmektedir.
O "solcu" için yaşam siyah ve beyaz bir renge bürünmüştür. Laiklik ve irtica denkleminde temsil ettiği değeri öne çıkarmakta ve ülkede en büyük tehlikenin irtica olduğunu düşünmektedir. Öteki solcunun siyasal ve pratik hegemonyası kırılmıştır.
O "solcu" için düzeni değiştirmek değil, irticai akımların iş başına gelmesini önlemek birinci hedeftir. Zaten düzeni değiştirmek demek sosyal demokrat iktidar demektir. Öteki solcu ise "yeniden" düzeni değiştirmek için sokaklarda, sendikalarda ve hayatın içindedir. Ama eskisi gibi gücü, kuvveti kalmamıştır.
O "solcu" ülkede Kürtlerin yaşadığını biliyor ama onlarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmamaktadır Öteki solcuların bir bölümü PKK'yla ittifak yapılabileceğini tartışırken, bir bölümü ise Kürt Sorunu'na duyarlı ve fakat PKK'ya karşı mesafeli durmayı tercih etmiştir.
O "solcu" ideolojik çizgisinin altın dönemi olan Yön çizgisine keskin bir dönüş yaparken, cephaneliğinde irtica ile mücadele vardır. Öteki solcu küresel muhalefeti tartışmaktadır.
O "solcu" artık antiemperyalisttir. Zira bu gericileri Amerika'nın Yeşil Kuşak teorisi başımıza musallat etmemiş midir? Öteki solcu antiemperyalist olduğu kadar anti-kapitalisttir. Ülkedeki egemen sınıfları irtica karşıtı/irticaya destek verenler olarak değil bir bütün olarak değerlendirmektedir.
O "solcu" için irticaya karşı duran iş dünyasından biri varsa müttefiktir. Öteki solcunun böyle bir müttefike ihtiyacı yoktur.
O "solcu" 28 Şubatçı, öteki solcu "Ne Refahyol ne hazırol"cudur.
O "solcu" Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemlerinde "Türkiye laiktir laik kalacak" diye ışıklarını açıp söndürdü. Öteki solcu Susurluk'un devletin derin kalbi olduğunu biliyor ve "Çeteler halka hesap verecek" sloganını atmaktadır. Oysa o eylemlerde en çok öteki solcunun imzası vardır.
O "solcu" öteki solcuyu irticaya karşı yeterince muhalefet etmediği için solcu olarak görmemeye başlar. O "solcu" türbana karşıdır. Öteki solcu neden hâlâ insan haklarından söz etmektedir?
O "solcu" üniversitelerde türbana karşı 'ikna odaları' kurdurur. Öteki solcu o odalardan birgün kendisinin de nasibini alacağını bilir ve muhalefet eder.
O "solcu" irticaya karşı esaslı muhalefet ettiği için YÖK'ün 12 Eylül malûlü olduğunu
gözardı eder. Anti-demokratik uygulamalarına ses çıkarmaz. Öteki solcu yemek boykotu yaptığı ya da okul önüne çadır kurduğu için okuldan süresiz uzaklaştırılan öğrencilerdir.
O "solcu" için irticaya karşı memleketin sigortası ordudur. Öteki solcu gericiliğe ve siyasal İslama karşı halka güvenilmesi gerektiğini söylemektedir.
O "solcu" için irticaya karşı mücadele eden her hareket makbuldür. TÜSİAD irti-cayı kınamışsa, mesele yoktur. Öteki solcu hâlâ egemen sınıflara karşı mesafeli durmaktan yanadır.
O "solcu" laiklikle kristalize olan yeni çizgisini AB-ABD karşıtlığı üzerinden kurgulamaya başlar. Ulusal düzeyde bir itirazdır. Antiemperyalist bu yeni söyleminde anti-kapitalizm yoktur. Öteki solcu ABD'ye karşı küresel direnişi savunur, içlerinden kimileri ise Emeğin Avrupası için mücadele edeceklerini söylemektedir.
O "solcu" milli, öteki solcu entemasyo-nalisttir.
O "solcu"nun oy vereceği ya da 'birleştiler' diye sevindiği partiler ne gariptir ki AB'ye bu kadar bodoslamadan karşı değildir. Öteki solcu bu konuda Avrupa Sol Partisi ile mutabıktır.
O "solcu" bu ülkede sadece Türklerin yaşam hakkını savunmaya başlar. Öteki solcu bu ülkede Türkler kadar başka etnik kökenlerden gelenlerin da vatandaşlık hakkını savunduğu için o "solcu", ötekini bu gerçeği hatırlattığı için bölücülükle suçlar.
O "solcu" için bu ülkenin Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Süryanileri, Lazları, Çerkesleri ve Kürtleri aslında müzik albümü, yemek kültürü ve 'kavimler kapısı Anadolu' retoriği için önem taşır. Öteki solcu hepsidir.
O "solcu" öteki solcuyu neoliberalizmle suçlar. Öteki solcu acı acı güler.
O "solcu" 27 Nisan muhtırasını destekler. Öteki muhalefet eder.
O "solcu" Tandoğan'da 4.5 yıldır iktidarda bulunan AKP'ye karşı Cumhuriyet Mitingi yapar. Öteki solcu 28 Şubat sürecinin pratiğinde bu mitinge şüpheyle bakar.
O "solcu" Çağlayan'da bu defa daha büyük bir Cumhuriyet Mitingi yapar. Ülkenin orta sınıflarını, o güne kadar sokağa çıkmamışlarını, slogan atmamışlarını, Cumhuriyet değerlerini savunanlarını buluşturur. Öteki solcuların bir bölümü bu çağrıya kayıtsız kalamaz. Öteki solcular bu mitinglerin irtica tehlikesinin ötesinde düzene karşı yapılmasını talep etmektedir.
O "solcu" Cumhuriyet Mitingleri'nde bayrak sallar, 10. Yıl Marşı söyler. Öteki solcu ise 1 Mayıs'ta dayak yer, biber gazı solur. Aynı devlet iki farklı "sola" iki farklı muameleyi layık görmüştür.
O "solcu" solun birliğinden DSP-CHP birleşmesini ve -mümkünse- SHP'nin de katılmasını anlar, mutludur. Birleşmişlerdir. Öteki solcu statükoyu savunan bu partileri sol içinde görmemektedir.
O "solcu" yeni adını sevmiştir. O "ulusalcıdır." Öteki solcu "ulusalcı"nın karşılığında sözlüklerde milliyetçi yazdığını bilmektedir. Hâlâ sosyalist ve devrimci sıfatlarını tercih etmektedir.
Ve öteki solcu, o "solcuya" Mahir Çayan'ın o ünlü sözüyle karşılık verir:
Aynılar aynı, gayrılar gayrı kalmalıdır.
O "solcu" sokakta yoktur. Ölenler öteki solculardır.
O "solcu" neredeydi bilinmez ama 6. Filo ve "Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü" düzenleyerek Kanlı Pazar'da iki işçi dostunu kaybeden güç FKF'nin gençleridir.
O "solcu" umudunu 9 Mart Cunta-sı'nın sol vaatlerine, öteki solcu işçi-köylü ittifakına bağlamıştır.
O "solcu" legal, öteki solcu ise illegaldir.
O "solcu"nun vizyonu TİP ve CHP'nin 'ortanın solculuğunu' benimsemiş, öteki solcu ise THKP-C ve THKO ile devrim düşleri için eyleme geçmiştir.
O "solcu" ile öteki solcunun yolu bir kez daha 12 Mart'ın "balyoz operasyonumda, işkencehanelerde kesişmiştir.
O "solcu" da faşizmden işkence, kovuşturma, hapis ile nasibini alır. Ama asıl cezaevleri, idam, katliam ve sokaklardaki infazlar öteki solcular içindir.
O "solcu" 1974 affıyla dışarı çıktığında artık yüzü Ecevit'in "ak günlerine" dönmüştür. Öteki solcu hala cezaevinde ya da yeniden örgütlenme çabasındadır.
O "solcu" 'toprak üretenin su kullananın' sloganının büyüsüne kapılmış, 'umudumuz Ecevit'e sarılmıştır. Öteki solcu yeniden meydanlarda "tek yol devrim" diye bağırmaktadır.
O "solcu" ile öteki solcunun yolu kimi zaman gasilhanede kesişir. Ülkede yükselen faşizmden her ikisi de nasibini almaktadır.
O "solcu" bu saldırıların Ecevit ve iktidarına karşı yapıldğını, öteki solcu ise "halka kalkan faşist eller" olduğu tezini savunmaktadır.
O "solcu" CHP mitinglerinde slogan atan ötekini "aşırı sol" diye nitelemektedir.
O "solcu" oyla, öteki silahla amacın hasıl olacağı kanaatindedir.
O "solcu" en çok uzlaşma sözcüğünü demokrasinin gereği olarak kullanırken, öteki solcu sınıflararası uzlaşmaz çelişkiden söz etmektedir.
O "solcu" seçim sandığına koştuğunda, öteki solcu "seçimler boykot" ya da "düzen partilerine oy yok" kampanyaları düzenlemektedir.
O "solcunun" yaşadığı ilçede, semtte, mahallede can güvenliğinden öteki solcu sorumludur.
O "solcu" demokrat olduğu için Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerini okumaktadır. Öteki solcu saldırı ve katliamları "faşist" olarak tanımlanmadığı için Cumhuriyet Gazetesi'ni boykot etmekte ve -önce Vatan-sonra Demokrat Gazetesi'ni okumaktadır.
O "solcu" henüz bu ülkede Kürtle-
rin yaşadığını bilmemektedir. Ona gore sorun feodal bir aşiret düzenidir. Öteki solcu ise "teoriden" hareketle, halkların kendi kaderini tayin hakkını tartışmakta ama işin içinden de çıkamamaktadır.
O "solcu'Mardan bazıları 12 Eylül askeri darbesine övgüler dizmiştir. İstenirse arşivlerden izlenir. Öteki solcu ise artık hapiste, sürgünde, morgda ve kaçaktadır.
O "solcu" cezaevlerinde sağlanan olanaklarla devrimcileri "çıkmaz sokaktan çıkardığında, öteki solcu Mamak ve Diyarbakır'da dayaktan ölmektedir.
O "solcu" ile ötekinin yolu insan hakları ihlallerine karşı Aydınlar Dilekçesinde kesişir.
O "solcu" 1983 sonrası "solun birleşmesi" senaryolarına katılır, milletvekilliği düşü kurarken, öteki solcu hala cezaevindedir.
O "solcu" bir zamanlar umudunu bağladığı Ecevit'i şimdi "bir bölen" olarak görürken, öteki solcu hala cezaevindedir.
O "solcu"dan hiç idam edilen olmadı. Öteki solcular tıpkı 12 Mart'ta-ki abileri gibi sloganlarla ölüme yürümüştür.
O "solcu" için Sovyetler Birliği'nin yıkılması Türkiye için "yeni fırsat" demektir. Hatta bir zamanlar burun kıvırdığı "Turan ideali" ve "Enver Paşaca övgü bile dizebilir. Öteki solcu hüzünle reel sosyalizmlerin yıkılışını ve sosyalizmin itibarındaki aşınmayı gözler.
O "solcu" Atatürkçülüğe daha bir sarılır. Bütün liderlerin heykelleri devrilirken, Atatürk'ün idealleri ayaktadır. Öteki solcu hala tartışmaktadır.
O "solcu" Özal iktidarına "takunyalı" olduğu için, öteki solcu öncelikle özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisinin yıkıcı etkisi için muhaliftir.
O "solcu" "Kürt realitesini tanıyan" İnönü-Demirel koalisyonunu demokrasi gelecek diye heyecanla karşılamıştır. Öteki solcunun bir kez daha aynı suda yıkanmaya niyeti yoktur.
O "solcunun" artık sesi daha bir gür çıkmaktadır. İlk kez güç onlardan yanadır. Öteki solcu hala yasaklar, kovuşturmalarla boğuşmakta, 12 Eylül'ün uygulamaları, sonra Anayasası ve uluslararası düzeyde sosyalizmin prestij kaybı öteki solcuyu azınlığa mahkum etmektedir.
O "solcu" şimdi yeniden Ecevitçi oluvermiştir. Ecevit'in Fethullah Gülen sempatisini anlamasa da, ulusalcı çıkışlarından ziyadesiyle hoşnuttur. Öteki solcu kendi derdiyle meşguldür. Hâlâ "Biz nerde yanlış yaptık" tartışmalarıyla maluldür.
O "solcu" aydınlanmacı, öteki solcu aydınlanmanın en değerli meyvesi, Paris Komün'cüdür.
O "solcu" tarihi köklerini İttihat Terakki'de arar. Talat Paşa'yı sevme komiteleri kurar. Öteki solcu Osmanlı Sosyalist Fırkası ve önderi İştirakçi Hilmi'yi kendi miladı olarak anar.
O "solcu" Hakkı Behiç ve Yunus Nadi'nin kurduğu TKP'nin tilmizi, öteki solcu Mustafa Suphi ve Ethem Nejad'ın öğrencisidir.
O "solcu" Çerkeş Ethem'i hain ilan eder, öteki solcu için ulusal kurtuluş mücadelesi bir kahramanlar silsilesi değil, tarihsel ve toplumsal bir dönüşümü anlama çabasıdır. Çerkeş Et-hem'in Yeşil Ordusu da o dönüşümün bir parçasıdır.
O "solcu" Topal Osman'ı kahraman ilan eder. Öteki solcunun kahramanı Mustafa Suphi ve Ethem Nejat'tır. O "solcu" Giresun'da Topal Osman'ın mezarına çiçek bırakır. Öteki solcu ise çiçeğini önderlerinin katledildiği Karadeniz'in "derinliklerine..."
O "solcu" Atatürk "devrimlerinin" milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ve laiklik uktelerini öne çıkarır, Öteki solcu Mustafa Kemal'in "devrimcilik", halkçılık ve devletçilik adına yaptıklarını da saygıyla anar.
O "solcu" Atatürk'ten Marksist bir "usta" çıkarma tahayyülü içindedir. Öteki solcu Mustafa Kemal'in ulusal kurtuluş mücadelesindeki yeri ve önemini bilir. Bu mücadelenin ezilen halklara verdiği ilhamın bilincindedir. Ancak onun ufkunda, aynı tarihsel dönemdeki bir başka mücadele daha vardır. Lenin ve Sovyet devrimi.
O "solcunun" en önemli referansı Atatürkçülüktür. Öteki solcunun Marksizm.
O "solcu" milleti "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle" diye tarif eder. Öteki solcu toplumda sınıflar olduğunu söyleyen Şefik Hüsnü'nün Takrir-i Sükun Kanunu ile yargılanışını hatırlar.
O "solcu"nun asr-ı saadet dönemi tek parti yönetimindeki Türkiye'dir. Öteki solcu "Bütün iktidar Sovyet-ler'e" denilen dönemden ilhamını alır.
O "solcunun" kökleri, TKP'ye ihanet eden Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir'in sorgu odalarında biat ettiği söylemlere dayanır. Öteki solcunun yüreğinde Şefik Hüsnü ve Nâzım Hikmet'in 1927'deki kararlılığı vardır.
O "solcu" Cumhuriyet yıllarının özgün teorisyeni diye "Birinci Adam" ve "İkinci Adam" kitaplarının müellifi Şevket Süreyya Aydemir'i hatırlar. Öteki solcu için özgün ve yaratıcı te-orisyen Dr. Hikmet Kıvılcımlı'dır.
O "solcu" Nazım Hikmet'i "Kuvay-i Milliye Destanı" ile Öteki solcu "Sevdalınız komünisttir" şiiriyle sever.
O "solcu" için, o yılların iyi dergisi Kadro, öteki solcu için hepsi kapatılan Yeni Dünya, Gerçek, Görüş ve Ses'tir.
O "solcu" büyük bir kayıtsızlıkla Nazi Almanyası'nı savunduğu yıllardan süzülen ışıkları bir "perde"nin "aralığı"na hapsetmiştir. Öteki solcu, TKP'li Faris Erkman'ın -kimilerine göre parti önderlerinden Reşad Fuat Baraner'dir- faşizm ve işbirlikçilerine karşı kaleme aldığı "En Büyük Tehlike" adlı broşürünü yazdığı bir geleneğin temsilcisidir.
O "solcu" için Varlık Vergisi bir onur, öteki solcu için 3. Enternasyo-nel'e gönderilen raporda yazdığı gibi ırkçı-faşist bir uygulamadır.
Ha sahi, o "solcu" 2. Enternasyo-nelci, öteki solcu 3. ve 4. Enternasyo-nel'cidir. Şimdi 2. (Sosyalist) Enter-nasyonel bile o "solcu"nun solculuğundan şüpheye düşmüştür.
O "solcu" Tan Gazetesi tahrip edildiğinde oradadır, pencereden aşağı rotatifleri atmaktadır. Öteki solcu Tan Gazetesi'nin içinde inançlarını savunmaktadır.
O "solcu" İsmet İnönü'yü hâlâ "milli şef" olarak görmektedir. Öteki solcunun kalbi İnönü döneminin mağdurları, Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi lideri Şefik Hüsnü ve Türkiye Sosyalist Partisi lideri Esat Adil için çarpmaktadır.
O "solcu" İsmet İnönü'yü "ülkeye demokrasi getirdi" diye kutsar. Öteki solcu 1951 TKPtevkifatının mağduru Mihri Belli ve Ruhi Su'nun anılarıyla büyümüştür. Getirilen "demokrasinin" sınırlarını o anılar çizmiştir.
O "solcu" için 27 Mayıs askeri darbesi bir "devrim", öteki solcu için darbedir.
Her ikisinin de yolu kısa bir süreliğine Türkiye İşçi Partisi'nde kesişir.
Sonra o "solcu" ortanın solcularını da destekler. Öteki solcu Fikir Kulüpleri Federasyonu'nda yolunu çoktan ayırmıştır.
O "solcu" o yıllarda Devrim ve Yön dergilerinin "zinde kuvvetler" diye orduya dizdiği cuntacı övgülerle teori inşa etmektedir. Öteki solcu Dönüşüm ve sonraları İleri dergilerini okuyacaktır.
O "solcu"nun bir türüne göre gençlik "sol sapma" diğer türüne göre "anarşisf'tir. Öteki solcu önce DÖB, sonra Dev Genç'te örgütlenmiş. "Ey Dev Genç'ti savaş günü yaklaştı" marşıyla sokaklardadır.
O "solcu" "önce antiemperyalist mücadele önemlidir. Sosyalizm an-ti-emperyalist mücadelenin başarısına bağlı yarının meselesidir" diye yazılar yazan Doğan Avcıoğlu'na biat etmiştir. Öteki solcunun rüyasını Ernesto Che Guevera ve Milli Demokratik Devrim'ci tezler süslemektedir.
(Devam edecek...)
İnsanlık; ömrünü, ezilenlerin ve emekçilerin onurlu bir hayat sürmeleri hedefine adamış yiğit bir evladını kaybetti. Ermeni halkının yaşadığı trajedinin ve Türkiye halkının içinde bulunduğu travmanın bilincinde olarak, bu ülkenin topraklarında yaşayan herkese “tarihle yüzleşme” cesaretini vermeyi hedef edinmiş bir aydınını kaybetti.
Ve bu ülke, özgür ve demokratik bir ortamda, halkların birarada yaşama imkânına kurşun sıkıldığına şahit oldu.
Hrant Dink’siz bir Türkiye artık daha fakir, daha çorak. Bugün Hrant’ın mücadelesine, değerlerine sahip çıkmak, bu topraklarda onurlu insanlar olarak yaşamanın şartı haline gelmiştir.
Hrant’ın katledilmesinden, ona kurşun sıkanlar kadar, Ermeni tehcirine dair her tartışmayı vatan hainliği olarak gösterenler, solculuğu milliyetçi-ırkçı-şoven histerinin içinden yapma küstahlığını ve gafletini gösterenler, farklı olana karşı hoşgörüsüzlüğü ve linç kültürünü yaygınlaştıranlar da sorumludurlar.
“Türkiye’ye çalışmaya gelen 70 bin Ermeni’yi de sürelim, bu dertten kurtuluruz” demek;demokratik{} değerlere bağlı gibi gözüküp, 301. maddeyi kılıç gibi sallamak; yıllardır üstü örtülen gerçekleri açığa çıkarma yoluna baş koymuş insanlara “ajan-provokatör-vatan haini” sıfatını yapıştırmak; düşünen, düşündüğünü insanlarla paylaşan, onurlu ve başı dik bir hayat sürenlere düşmanlık etmek; aldığı tehditler bilinmesine ve hatta bizzat kendisinin gazetesindeki köşesinde yazmasına rağmen önlem almak için kılını bile kıpırdatmamak,Hrant’ın katledilmesine varan sonuçları hazırlamaktır.
Her şey olup bittikten sonra, TV ekranlarında “sıkılan kurşun, Türkiye halkına sıkılmıştır” diyenler suçlarını örtbas etme telaşına düşmesinler. Eğer kaldıysa, vicdan ve onurlarına sığınarak düşünsünler. O da kalmadıysa en azından sussunlar. Tarih önünde “insan sayılmak” için.
taş duvar, demir, karyola ve yerlerde sayısız izmaritler,
helanın pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli,
insanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava,
duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor.
istediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyinin,
oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkansız.
ranzanın karşısında kafesli demir kapı,
arkasında mehmet.
görevi dakikası dakikasına beni denetlemek
mehmedim utanıyor, kahroluyor.
"askerim ağam n'aparsın" diyor.
aslında o' da tutsak.
ben hücre içinde, o hücre önünde.
günde beş kez büyük başlar bakar içeriye;
yüzlerinde tecessüs.
"çılgın adam, 3-5 kişi ile koskoca karanlıklar
imparatorluğuna kafa tutan adalılar"
ama yine de "çılgın adamın" karşısında
bir eziklik duyuyorlar, o başka,
gündüz, gece diye bir ayrım yoktur hücrede,
zaman ve mekan özümlenmiş artık.
sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bildiren.
işık yirmi dört saat yanar.
bir nefes, bir dumandır yoldaşım.
cigaramı her çekişimde duman olur,
uçar giderim, ta uzaklara,
çoğu kere ada'ma giderim,
cigaramın dumanı, beni memleketime;
ada'ma götürür.
kahpe istanbul'un, kahpe bir bölgesinde,
bir evdeyim yoldaşlarımla beraber.
bu ev, yoldaşlık- dostluk-kardeşlik-mertlik-kazanç ve sevgi evidir.
bu evde, her şey o kadar güzel ve o kadar anlamlıdır ki...
ev de değil ada, ada!
satılmışlığın, kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin
ve her çeşit
aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan,
karanlık denizi'nin ortasında,
güneşi batmayan bir ada.
ben ne şuralıyım, ne buralı,
adalıyım adalı,
ada'm ormanlıktır.
dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı,
bütün ada'mı kaplar.
erdemin güneşi, yirmi dört saat aydınlatır adamı
biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
ben adalıyım ey kahpe hücre, ada'lı
doğru ya sen nereden bileceksin ada'mı.
asırlık, feodal,
militarist, hücre.
ya sen, öküze benzemek için kasılan, şişen
haset kurbağa hilkat garibesi bilir misin adamı?
dünya karanlıktır, güneşi batmayan böyle bir ada
yeryüzünde yoktur.
değilmi ki karanlıklar cücesi, zavallı acuze?
ya sen yarasalar şairi, pişkin cacomcho?
değil şiirlerde, masallarda bile böyle bir ada yoktur.
böyle bir ada eşyanın tabiatına aykırıdır.
senin için değil mi karanlıkların kapkara şairi?
senin dediğin eşyanın değil,
karanlığın tabiatına aykırıdır.
karanlık cüceleri, acuzeler, dürzüler...
yarının türkiyesi'nin hayvanat bahçesinde teşhir edilecekler...
ada'm kalabalıktır hain hücre:
elde mitralyözüyle,
sierra maestra'da, falcon'da, vietnam'da
mozambik'te, angola'da, sina çöllerinde...
özgürlüğün türküsünü söyleyenler.
zulme, kahpeliğe, sömürüye karşı...
dişiyle, tırnağıyla üç kıtada karşı koyanlar
benim evlatlarımdır kahpe hücre.
benim adamın ormanlıklarından aldıkları fideleri,
"birer birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyasına
kel dünya, ada'mın ağaçlarıyla ayıbını örtüyor,
güzelleşiyor artık.
iyi bak bana feodal duvar, iyi tanı beni.
seni yerle bir edecek adalılar'ı iyi tanı.
ada'm ve hemşerilerinin çoğu ne halde diye
dudak bükme, orospunun dölü utanç duvarı
evet ada'mı karanlığın suları bastı.
evet, benim gibi birçok adalı çirkef suların altında,
ama boşuna sevinme, ada'm batmaz, yok olmaz
ada'm sadece karanlık denizinde yerini değiştirdi.
hepsi o kadar.
mahir çayan
| Neden orada olmayacağım | |
CHP Denizli Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Neşşar aşağıdaki mektubu göndermiş: Çocuklarınız "neden orada değildin" diye sormasın! Kamuoyuna Davet Ben 14 Nisan saat 11.00'de Tandoğan'dayım ve Atanın huzuruna yürüyeceğim. Ülkeyi yaklaşan kabustan kurtarmak adına yurttaşlık görevimi yapacağım. Siz ne yapacaksınız? Yıllar sonra torunlarınıza "Evet oradaydım" diye gururla anlatacak mısınız, yoksa çocuklarınız "neden orada değildin?" diye sorduklarında başınızı önünüze mi eğeceksiniz? Ben tehlikenin/arkındayım ve 14 Nisan'da Tandoğan Meydanı'nda olmayı seçiyorum. Sizi de bekliyorum. Sayın Prof. Dr. Mehmet Neşşar'a cevabım aşağıdaki gibidir. Bu ülkeyi bu kâbusun içine sürükleyen, doğrudan İttihat ve Terakki zihniyeti ile başlayan ve CHP ile devam eden "tek ırk, tek bayrak, tek din" söylemi ve onun yarattığı ırkçı resmi ideolojidir. Partiniz bu gerici zihniyetin bizzat kurucusu olduğu gibi, bu ırkçı resmi ideolojinin şu anda MHP'den daha aktif savunusunu da yapmaktadır. Dolayısıyla 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan meydanında sizin yanınızda olmak, bizi kâbustan kurtarmayacağı gibi, tersine bu ülkede, Türkiye halklarına 80 yıldır kan kusturan resmi ideolojinize hizmet anlamına gelir. Türkiye asıl CHP zihniyetinden kurtulduğu gün karanlıktan kurtulacaktır. NEREDEYDİNİZ? Munzur Vadisi, Fırtına Vadisi ve Hasan-keyf gibi birçok doğal ve kültürel miras suların altında bırakılıp insansızlaştırılırken neredeydiniz? Hortumcular, sağcı çeteler, hırsızlar toplumun üzerine aç kurtlar gibi çöreklenirken, sokak ortasında devrimciler katledilirken, mezarlıklar gözaltında kayıplarla dolarken de yoktunuz. Sesinizi çıkarmadınız ve bu ülkenin bu kâbusu yaşamasına neden oldunuz. AKP iktidarı döneminde parlamentodaki tek muhalefet partisi sizdiniz. Bu karanlık sadece AKP iktidarının değil, sizin başarısız muhalefetinizin ve sol vicdanla alakası olmayan çizginizin ürünüdür. NE DEĞİŞİYOR? Siz "sol" bir parti olarak, yürüttüğünüz sağ siyasetle bu ülkede sol muhalefetin belinin kırılmasına neden oldunuz. Kürt sorununda, azınlıklar sorununda, Alevilerin sorunlarında hiç bir zaman sol bir duruş sergi-leyemediniz. Sürekli üniter devletin modası geçmiş ve bütün dünya nezdinde utanç abidesi gibi kalan ırkçı ve gerici hassasiyetlerine sarıldınız, bu söylemlerin tutsağı oldunuz. Bugün de, ne güzel, sayenizde AKP siyasal islamı iktidara taşıdı, yarın cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak. Siz ise siyaset yapmak, mücadele yürütmek yerine sadece Ata'nın huzuruna yürüyorsunuz. Mekke'yi tavaf etmeye giden Müslümanlar gibi sürekli Anıtkabir'i tavaf edip Ata'nıza ağlıyorsunuz, ruhundan medet umuyorsunuz. Beyni ve mantığı olan bir insan olarak şunu anlamakta hakikaten zorlanıyorum: Ata'nızın huzuruna çıkınca ne değişiyor? Lütfen açıklar mısınız? HANGİ GURUR? Bugün kalkıp "CHP ile birlikte Ata'nın huzurundaydım" demeyi bize gurur olarak yutturuyorsunuz. Ben atası-dedesi, soyu so-pu Kürtlüğünden ve Kızılbaşlığından dolayı devlet katliamlarıyla kırılmış, Türk ordusu tarafından köyleri, ormanları yakılmış, Munzur Vadisi ve barajlar sorunuyla doğası tahrip edilmiş, Dersimli bir Kürt-Alevi genci olarak, maalesef sizinle bu "gurur"u paylaşamayacağım sayın Neşşar. Yıllar sonra torunlarım "neden orada değildin" diye sormayacaklar, sorarlarsa da başım dik ve alnım açık bir şekilde "Vicdanım gereği, 80 yıllık bu haksızlığa ortak olmadığım ve CHP'nin başını çektiği ırkçılığa destek vermediğim için muüuyum" diyeceğim. Bu ülkede, devletin mayasını oluşturan 80 yıllık ırkçı, baskıcı zihniyede hesaplaşıl-madıkça; etnik, dini, sosyal, cinsel, siyasal farklılıklarından dolayı sesleri kısılmış kesimlerin hak taleplerinin yanında yer alınmadıkça; Kürt Sorunu'nda "kanı susturun" söylemiyle sokağa inilmedikçe, 12 Eylül Anayasası'na kökten karşı çıkılmadıkça yürütülen hiçbir siyaset "sol" olmayacaktır. Sol olmak Can Yücel'in deyimiyle "tüzük" değil, "büzük" gerektiriyor. | |